İnsanlar birbirinden korkuyor şimdi. Yalan oldu sevdalar, ucuzladı sözcükler. Kim bilir belki de boş içki şişelerinin dibinde kaldı aşk… Çöpçülerin sokakta duvar kenarından topladığı çöplerin içinde!
“Aşk bu kadar pislik mi?” diye soranınız olacak biliyorum. Oysa aşk saftır, arıdır, yüce bir duygudur. Aşk yıllar önce yaşlı çınar ağaçlarına kazınandı. Aşk, yüreğinin sesiyle duvara yazılandı. Sevdiğinize yazdığınız mektubu, sokakta oynayan komşu çocuğunu bir külâh leblebi şekeri ile kandırıp yolladığınız mektuplarda kaldı…
“Seni seviyorum” kelimesini yürekten söylemişsinizdir bir zamanlar. Oysa şimdi duygular yalan, sözler yalan. “Seni seviyorum” derken gözlerinizden sevginiz belli oluyor mu, elleriniz titriyor, yüreğiniz kuş gibi kanat çırpıyor mu? İstisnalar hariç hayır. Aşk ta yalan sözlerde yalan…
Aşk, sanalda ununu pazara sermiş. “Gün bu gün, yarın geç olabilir” düşüncesiyle günübirlik aşklar var şimdi. Macera arayan, hayatı dolu dizgin, olabildiğince özgür yaşamak isteyenlerin yakıştırmasından ibaret… Aslında aşk değil bu. Ben buna yalnızca aşkı karalama, katletme derim.
Zaten katledilmiyor mu?
Çılgınların yalnızlığını, acizliğini sanal aşkla gidermeye çalışanların hiç tanımadığı kişiye “Bak canım senden hoşlandım. Belki inanmayacaksın ama ben sana aşık oldum; seni seviyorum. Bir tanem, canım, aşkım” gibi haylaz, serseri ve bir o kadar sahte sözler dillerine hükmetmiş durumda.
Aşk bu mudur?
Hayatını dolu dizgin, olabildiğince özgür yaşamayı ilke edinmiş kişiler günübirlik aşklarla hem karşı cinsi hem kendilerini kandırdıklarının farkında değiller. Çünkü aşk bu değil ki gerçek aşkı tatsalar günü birlik aşklara yelken açmazlardı.
Aşk ilân ettiğiniz kişiyi görmeden durabiliyor musunuz, onun hayali sürekli gözlerinizin önünde mi, onun her an yanınızda olmasını istiyor musunuz, onu görmediğiniz zaman dünyanın en mutsuz insanı oluyor musunuz?
Bu sorulara bir çırpıda “Evet” yanıtını vermek çok eskidendi. Çünkü o zamanlar aşk ununu sanal’a sermemişti!
Aşk, artık sanal alemin elinde. Gözü kara, hodri meydan her önüne gelene kafa tutuyor. Duygular sahte, sözcükler olabildiğince basitleşmiş ve insanın kendi öz güveni olan kimliğini kaybetmiş duruma gelmiş.
Daha ne olsun?
Hiç düşünmez mi insan kendi egosunu tatmin etmek için karşısındaki insanın duygularıyla oynayacağını ve o kişinin kendisini gerçekten sevebileceğini?
Sonrasında güvensiz biri olduğunu sezdirip o kişiyi viran kalpler mezarlığına bırakacağını ve en sonunda birinin ahını alıp biçare yalnız kalacağını düşünmez mi insanlar?
Aşk’ı katletmeye hakkınız yok! Aşk, tek kişilik olmalı ve onu hak edende kalmalı…
Dilek Tihan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder